Yüksek tansiyon ile mücadele yöntemleri nelerdir?
Tansiyon ölçerken bunlara dikkat edin!
Dünyada yaklaşık olarak 1,5 milyar kişi bu rahatsızlıkla baş ederken, ülkemizde ise hipertansiyonu olan hasta sayısı neredeyse 15 milyonu buluyor.
Aslında hipertansiyon tedavi edilebilir, hatta önlenebilir bir hastalık. Dünya Sağlık Örgütü bu konuya dikkat çekmek amacı ile bu yıl Dünya Sağlık Günü olan 7 Nisan’ı “hipertansiyon” konusuna ayırdı. 7 Nisan’ın ana teması “KAN BASINCINIZI KONTROL EDİN!”olarak seçildi. Liv Hospital Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Tekin Akpolat yüksek tansiyonla mücadelenin yollarını ve tansiyon ölçerken dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.
Kan basıncını kontrol etmek için 2 konu çok önemlidir:
Kan basıncını ölçtürmek ve doğru ölçmek: Hipertansiyon erken dönemde belirti vermediği için kan basıncını ölçtürmeden tanı koymak mümkün değildir. Ülkemizde kan basıncı yüksek 2 kişiden biri hastalığının farkında değildir. Doğru tanı koymak için kan basıncı doğru ölçülmelidir.
Yüksek kan basıncını düşürmek: Tuz alınımının kısıtlanması, fazla kiloların verilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması yani egzersiz, sigaranın bırakılması ve aşırı alkolün önlenmesi gibi yaşam düzeni değişiklikleri kan basıncını düşürür. Bunların yetersiz olduğu durumlarda ilaç kullanılır. Yaşam düzeni değişiklikleri ile hastaların bir kısmının ilaç kullanmasına gerek kalmayabilir.
Kan Basıncı Ölçülürken Yapılması Gerekenler
- Oturun.
- Dinlenin.
- Konuşmayın.
- Sırtınızı arkaya dayayın.
- Kolunuzu destekleyin.
- Ayaklarınızı yere düz basın.
- Kol ve kalp aynı hizada olmalı.
Hipertansiyonla Gelen Hastalıklara Dikkat
Hastaların yüzde 5-10’unda ise hipertansiyon başka bir hastalığa bağlıdır. Hipertansiyona yol açan hastalıkların önemli kısmı böbrek kaynaklıdır. Hormonal hastalıklar ise önemli diğer bir grubu oluşturmaktadır. Bu hastalıkların önemli bir kısmının tedavi edilebilir nitelikte olması, hastalıkların tedavisi ile de hipertansiyonun kalıcı tedavisinin mümkün olması her hastanın hipertansiyona yol açan hastalıklar açısından değerlendirilmesini zorunlu kılar.
İş Yaşantısı ve Tansiyon
Uzun çalışma saatleri, masa başı çalışma düzeni ve düzensiz beslenme tansiyonu olumsuz etkiler. Bunlara ilaveten çalışma hayatının stresi de göz önüne alındığında çalışanlar hipertansiyon ve hipertansiyona bağlı sorunlar için risk altındadırlar. Zamanın kısıtlı olması kişileri daha az hareket etmesine olanak tanır. İş yemekleri ve uzun süren toplantılar beslenme düzenini daha da bozar. Kişinin kendisine zaman ayıramaması tedavinin de aksamasına neden olabilir. Hipertansiyon tedavisi üç aşamadan oluşuyor; hipertansiyona yol açan hastalığın tedavi edilmesi, ilaç uygulaması, yaşam düzeninde değişikliğe gitmek. Tuz alınımının kısıtlanması, fazla kiloların verilmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, sigara ve alkolün belli düzeyde tutulması başlıca yaşam düzeni değişiklikleridir.
Kan basıncını düşürmek ne yapmak gerekiyor?
- Tuzun azaltın.
- Düzenli egzersiz yapın.
- Fazla kiloların verin.
- Sigarayı bırakın.
- Alkolün sınırlandırın.
- Gerekirse ilaç kullanın.
Kurt üzümü ömür uzatıyor.
Anavatanı Tibet olan, kurt üzümü ya da mutluluk meyvesi olarak da bilinen "goji berry''nin içerdiği polisakkaritler ve güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin uğratacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı vücudu koruduğu belirtildi.
Uzun ömür meyvesi olarak da adlandırılan goji berrynin içinde ana molekül olan polisakkaritler ve güçlü antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin uğratacağı zararlara ve erken yaşlanmaya karşı vücudu koruduğu tespit edildi.
Aşıyı ünlülere vurdular ülke karıştı
Aşı önce ünlülere vuruldu, ülke karıştı
Polonya'da öncelik sıralamasında olmadıkları halde 18 ünlü ismi COVID-19 aşısı yapılması tepkilere neden oldu. Savcılık olayla ilgili soruşturma başlattı.
Polonya’da bazı ünlü kişilere ve siyasetçilere öncelik sıralamasında olmadıkları halde COVID-19 aşısı yapılması, kamuoyunda büyük tepkiye neden olunca olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Yapılan düzenlemeye göre çoğu Avrupa ülkesi gibi aşılama kampanyasına 27 Aralık’ta başlayan Polonya’da aşı öncelikli olarak sağlık çalışanlarına ve ailelerine yapılması gerekiyor. Henüz sağlık görevlilerinin tamamı aşılanmadan, aralarında milletvekili ve eski Başbakan Leszek Miller’in de bulunduğu şarkıcı, oyuncu ve televizyon sunucusu gibi tanınmış 18 kişilik bir gruba aşı yapıldığı ülke basınına yansıdı.
Kına ile ayak mantarına kolay çözüm.
Ayak mantarının genellikle genç ve erişkin erkeklerde görülen ve çok sık rastlanan bir deri hastalığı olduğuna dikkat çeken Dr. Coşkun, “Tedavisi basit ama çok inatçı ve dirençli bir hastalık olduğu için kolay kolay geçmez, asla kendiliğinden kaybolmaz.
Ayağınızın altında kepeklenme, kızarma ve kuruma gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Onun dışında kaşıntı, kızarma, su toplama, soyulma ve yarılma gibi görüntü meydana gelir. Ayrıca, aynı ayakkabıyı giymek, uzun süre çorap kullanmak ve çok nemli ortamda bulunmak ayak mantarına sebep olur” dedi.
Dr. Coşkun, mantardan korunmak için ayağın temiz, serin ve kuru tutulması gerektiğini kaydederek, “Pamuklu, yün veya bunlar gibi emici maddelerden yapılmış çorap giyilmelidir. Kullandığınız kremlerin veya ilaçların yanında ben size kınayı tavsiye ediyorum. Çünkü kına hem cilde faydalıdır hem de yanık, kızarık ve soyulmuş bölgelerde harikadır.
Bildiğimiz toz kınayı 1 litre suya 5 tatlı kaşığı ilave edin 20 dakika fokur fokur kaynatın ve ılıyınca mantarlı bölgeyi yıkayın. Böylece o bölgedeki inatçı mantar iyileşme yoluna girer. Bu uygulamaya en az 1 ay devam edin ve mümkün olduğu kadar temiz oksijeni ayağınızdan eksik etmeyin. Kına sayesinde ayak mantarını bir ay içerisinde silebilirsiniz” diye konuştu.
Sivilcelerden kurtulmanın çözümü, evde kolayca hazırlayabileceğiniz tarifler
Sivilcelerin oluşumuna neden olan birçok faktör bulunur. Genellikle ölü cilt hücreleri tıkandığında meydana gelen sivilce problemi deride aşırı yağ salgılanmasından da kaynaklanabilir. Özellikle ergenlik döneminde artar ve ilerleyen yaşlarda da sıklıkla görülmektedir. Yüz, göğüs kol ve sırtta oluşumu daha yaygındır. Peki cildimizi kaplayan bu sivilcelerden nasıl kurtulabiliriz? İşte sivilce temizleyen maske tarifleri
ZERDEÇAL VE ALOE VERALI SİVİLCE MASKESİ
Aloe vera cildi yatıştırır ve besler. Zerdeçal ise bakterileri öldüren antienflamatuvar ve antibakteriyel özellikler içerir.
MALZEMELER
Yarım yemek kaşığı zerdeçal
1 çorba kaşığı aloe vera jeli
YAPILIŞI
Zerdeçal ve aloe vera jelini bir kapta karıştırın. Karışımı yüzünüze nazikçe uygulayın ve 15-20 dakika bekleyin. Ilık su ile iyice durulayın. Haftada 2-3 defa uygulayabilirsiniz.
GÜL SUYU VE LİMONLU SİVİLCE MASKESİ
Gül suyu iltihapları önler ve kızarıklıkları gidererek gözenekleri sıkılaştırır. Limon sivilcelere iyi gelen ve ciltteki yağ üretimini dengeye sokan doğal bir büzücü özelliğe sahiptir.
MALZEMELER
1 tatlı kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı gül suyu
YAPILIŞI
Gül suyu ve limon suyunu bir kasede karıştırın. Hazırladığınız karışımı pamuk yardımı ile cildinize uygulayın. Yaklaşık 10 dakika bekleyin, yıkayın ve kurulayın. Her gün cildinize uygulayabilirsiniz.
Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir ?
Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir ?
Disk kaymasına bağlı olarak ortaya çıkan bel fıtığı problemine ağır yük kaldırmak, ani hareketler yapmak gibi çeşitli faktörler sebep olabilir. Yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren bel fıtığı tedavisine erken evrelerde başlanmalıdır. İlerleyen boyutlarda idrar kaçırmaya kadar gidebilen bel fıtığı belirtileri göz ardı edilmesi halinde tek çözüm ameliyat olurken erken teşhis durumunda fizik tedaviyle problemin giderilmesi mümkündür. Bel fıtığı belirtileri nelerdir, tedavisi nasıl olmalıdır?
Omurgaya esneklik sağlayan disklerin yerinden oynaması neticesinde ortaya çıkan bel fıtığı hastalığı "disk kayması" olarak da bilinir. Genelde omurganın alt tarafında görülse de omurganın herhangi bir yerindeki diskin kayması, bel fıtığı probleminin ortaya çıkması için yeterlidir. Bel fıtığı patlamasında ise bel bölgesindeki omurlar arasındaki diskin dışında yer alan sert tabaka yırtılır ve diskin içindeki yumuşak madde dışarıya çıkıp sinir ya da omurilik köklerine baskı yaparak ağrı oluşmasına sebep olur. Peki bel fıtığı belirtileri nelerdir, bel fıtığı tedavisi nasıl yapılmalıdır?
BEL FITIĞI BELİRTİLERİ
Rahatsızlığı erken teşhis ve hızlı tedavi halinde, yatak istirahati ya da fizik tedaviyle ortadan kaldırılmak mümkündür.
HAREKETLERDE ZORLANMA
Bel fıtığı nasıl anlaşılır sorusuna cevap aranıyorsa ilk olarak standart hareketlerde bile zorlanma olup olmadığı kontrol edilmelidir. Ayak uçlarınıza eğilebiliyor musunuz, yerden bir şey alırken ağrınız oluyor mu, oturup kalkmada sizi rahatsız eden bir şey var mı? Eğer bu sorulara evet diyorsanız ve bazı hareketleri yapmakta güçlük çekiyorsanız mutlaka en kısa sürede doktora görünmeniz gerekir.
BACAK AĞRILARI
Omurlarda meydana gelen kayma yüzünden bacaklarda ciddi ağrılar oluşabilir, bilekler zayıflayabilir ve burkulabilir.
UYUŞUKLUK
Bel fıtığının bir belirtisi olarak bel bölgesinde uyuşukluklar oluşabilir. Özellikle sabahları uyandığınız zaman belinizin sağında ya da solunda bir uyuşukluk hissedebilirsiniz.
KASLARDA ZAYIFLAMA
Disklerin kayması ve bel fıtığının oluşması neticesinde sinirlere daha çok yük biner. Burada basıncın artmasıyla beraber sinirlerin reaksiyon göstermesi sonucunda vücudunuzda çeşitli kasılmalar ya da kas ağrıları gözlemleyebilirsiniz.
KALÇADA AĞRI
Fıtık sonrasında sadece belde ya da bacakta değil, aynı zamanda kalça bölgesinde de ağrı oluşabilir.
YÜRÜME GÜÇLÜĞÜ
Bel fıtığı sonrasında vücudun çeşitli bölgelerinde ağrılar ve kasılmalar oluşacağı için eskisi kadar rahat hareket edemezsiniz ve bu durum yürümenize bile yansır.
İDRAR KAÇIRMA
Bel fıtığının nadir görülen belirtilerinden birisidir ve genelde ileri evrelerde ortaya çıkar. Kasların zayıflamasıyla beraber idrarı kontrol etmekte güçlük çekebilirsiniz.
HIZLI YORULMA
Fıtığın ortaya çıkmasıyla beraber en basit ya da enerji gerektirmeyen aktivitelerde bile eskiye nazaran çok daha hızlı bir şekilde kendinizi yorgun hissetmeye başlayabilirsiniz.
CİNSEL GÜCÜN KAYBEDİLMESİ
Fıtığın çok daha ileri evrelerinde cinsel arzunun kaybedilmesi söz konusu olabilir. Bu süreç genelde idrar kaçırmadan sonra ortaya çıkar.
Koah hastalarının Nefesi Ayak Masajı ile Açılıyor
ATATÜRK Üniversitesi İç Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Hatice Polat, Türkiye'de ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalarında (KOAH) görülen nefes darlığı ve yorgunluğun, ayağa yapılan masajla rahatlatıldığını söyledi.
Göğüs Hastalıkları Hastanesinde KOAH tanısı konulan 30 hastaya haftada 2 kez olmak üzere 8 seans 'Refleksoloji Masajı' uygulayan Yrd. Doç. Dr. Hatice Polat, bu hastaların diğer hastalara oranla nefes darlığı ve yorgunluk şikayetlerinin azaldığı hatta, enerjilerinin arttığını belirledi. Her ayakta 7 bin 200 sinir ucu bulunduğunu söyleyen Hatice Polat, hastalara refleksoloji uygulayabilmek için İstanbul'daki 'Türkiye Masaj Enstitüsü' tarafından verilen uygulamalı 'Refleksoloji Masajı' kursuna katıldığını söyledi.
Kursu başarı ile tamamladıktan sonra Erzurum'daki Göğüs Hastalıkları Hastanesi'nde KOAH tanısı konulmuş 30 kişi üzerinde refleksolojinin etkisini belirlemek amacı ile çalışma yaptığını ifade eden Yard. Doç. Dr. Polat, "Refleksoloji ile ayaktaki sinir noktaları özel tekniklerle uyarılarak elektrokimyasal masajlar ortaya çıkar ve nöronlar yardımıyla ilgili organlar uyarılır. Fiziksel problemlerle ilgili gerginlik ve stresi rahatlatarak onların gevşemesini sağlar. Bu gevşeme sırasıyla, vücudumuzdaki bezleri, bağışıklığı ve sinir sistemini etkiler. Araştırma sonuçlarına göre refleksoloji uygulaması sonrası deney grubundaki hastaların nefes darlığı ve yorgunluk şikayetlerinin azaldığı, enerjilerinin arttığı belirlenmiştir" dedi.
MASAJ, NASIL YAPILIR?
Refleksoloji seansı sırasında organların, endokrin bezlerin ve vücut bölümlerinin yansıması kabul edilen spesifik noktalara baskı uygulandığına dikkati çeken Yard. Doç. Dr. Hatice Polat şunları söyledi:
"Refleksoloji uygulanan kişinin boyun, bel ve dizleri desteklenecek şekilde yarı oturur pozisyonda, ayaklara yapılacaksa ayaklar uygulayıcının göğüs hizasında olmalıdır. Refleksoloji 10 dakikadan 45 dakikaya varan sürelerde uygulanır. Uygulama seanslar şeklinde haftada 1-2 kez yapılabilir. Seans süreleri hastalığa ve semptoma göre değişiklik gösterir. Refleksoloji uzmanı, desteklemek, masaj yapmak, bastırmak veya rahatlatmak amacıyla çeşitli biçimlerde elleri, başparmakları ve parmaklarını kullanır. Refleks bölgeleri masajı uygulaması için toplam beş basma tekniği vardır. Başparmak hareketi, parmak hareketi, ovma hareketi, sıvazlama hareketi ve sıkma hareketidir. Basınç şiddeti kişinin fiziki yapısı, yaşı ve o andaki sağlık durumu göz önünde bulundurulacak şekilde ayarlanır. Örneğin iri yapılı bir insana daha kuvvetli, zayıf, yaşlı ve çocuklara ise normal şekilde basarak masaj yapılır. Bu basınç genellikle oldukça derindir, ama acı verici olmak zorunda değildir."
MASSAGE, HOW IS IT DONE?
He pointed out that during the reflexology session, pressure is applied to specific points that are considered to be reflections of organs, endocrine glands and body parts. Assoc. Dr. Hatice Polat said:
"If the reflexologist is applied, the neck, waist and knees of the person to be supported should be in a semi-sitting position and the feet should be at the level of the chest of the practitioner. Reflexology should be applied between 10 minutes and 45 minutes. Application can be done 1-2 times a week in the form of sessions. Session times vary depending on the disease and symptom. The reflexologist uses various forms of hands, thumbs and fingers to support, massage, suppress or relax.There are a total of five pressing techniques for massaging reflex zones: thumb motion, finger motion, scrub motion, stroking motion, and squeezing motion. "The physical structure of the person is adjusted to take into account the age and the current health status. For example, a larger person is massaged by pressing stronger, weaker, older and children normally. This pressure is usually quite deep, but it does not have to be painful."
Majör Depresif Çevresine Tehlike arzeder mi?
Sürekli umutsuzluk ve çaresizlik hissi, majör depresyona (diğer adları: klinik depresyon, majör depresif bozukluk) sahip olduğunuzun bir işareti olabilir.
Anne veya babası majör depresyon yaşayan bir kişinin hayatının bir döneminde majör depresyonla karşılaşma riski yüksektir. Ama aile geçmişinde majör depresyon hastası olmayan biri de, majör depresyonu tecrübe edebilir.
Majör Depresyon Nedir?
Majör depresyonu karakterize eden belirti kişinin herhangi bir şeyden tat alma yeteneğinin neredeyse tamamen kaybolmasıdır. Sıklıkla uyku ve iştah zorlukları ortaya çıkar. Konsantrasyon ciddi bir problem hâline gelebilir.
Birçok insan hayatlarının bir döneminde üzgün ve çaresiz hissedebilir. Ama majör depresyonda bu hislerin, depresif ruh hâlinin ve ilgi kaybının günün büyük kısmında (özellikle sabahları) görülmesi ve bunların da en az iki hafta boyunca devam etmesi gerekir.
Majör depresyonu oluşması için illa ki bir sebep gerekmez. Birdenbire ya da yavaş yavaş ortaya çıkabilir. Güçsüz hissetme ya da hayatın gidişatında kontrolü elinde bulunduramama gibi nedenlere bir tepki olarak da oluşabilir.
Majör depresyon şu belirtilerle teşhis edilir:
Neredeyse her gün bitkin hissetme ya da enerji kaybı.
Neredeyse her gün değersiz ya da suçlu hissetme
Konsantrasyonun bozulması ve kararsızlık
İnsomniya (uyuyamama) ya da hipersomniya (aşırı uyuma)
Neredeyse bütün aktivitelere ilginin kaybolması ya da bunlardan hiç zevk almama (anhedoni de denilen bu belirti diğer belirtilere göre majör depresyonu işaret etmede daha belirleyicidir)
Dinlenememe ya da yavaş hareket etme, yavaş düşünme
Ölüm ve intihar düşüncelerinin sürekli gelmesi
Ciddi oranda kilo kaybı veya kilo alma (toplam vücut kitlesinin %5’i kadar)
Kadınlar Majör Depresyona Daha mı Yatkındır?
Kadınların majör depresyona yakalanma riski erkeklerin neredeyse iki katıdır. Ergenlik çağında, regl döneminde, hamilelikte, düşük yapmada ve menapozdaki hormonal değişiklikler majör depresyon riskini artırabilir.
Erkeklerde Major Depresyon İşaretleri Nelerdir?
Erkeklerdeki depresyon önemli ölçüde az kayıtlara geçmektedir. Majör depresyondan muzdarip erkekler çok daha az yardım aramaktadırlar. Hatta bu durumdan etraflarındaki insanlara bahsetmeyebilirler.
Erkeklerdeki depresyon işaretleri çabuk öfkelenme, genel sinirlilik, uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı (bu maddelerin kullanımı depresyonun sonucu olabileceği gibi, depresyona da sebebiyet verebilirler) olabilir. Duygularını bastırma kendilerine veya başkalarına yönelik şiddetli davranışlara neden olabilir. Ayrıca hastalık, intihar ve hatta adam öldürmeyle sonuçlanabilir.
Does it pose a danger to the Major Depressive Environment?
Constant feeling of hopelessness and helplessness may be a sign that you have major depression (alias: clinical depression, major depressive disorder).
A person whose mother or father is experiencing major depression has a high risk of experiencing major depression at some point in their life. But someone who does not suffer from major depression in their family history may also experience major depression.
What is Major Depression?
The symptom that characterizes major depression is the almost complete loss of a person's ability to taste anything. Often sleep and appetite difficulties arise. Concentration can become a serious problem.
Many people may feel sad and helpless at some point in their lives. But in major depression, these feelings, depressed mood, and loss of interest must be seen for most of the day (especially in the morning) and they must continue for at least two weeks.
There is not necessarily a reason for major depression to occur. It may appear suddenly or slowly. It may also occur as a reaction to causes such as feeling weak or unable to retain control over the course of life.
Major depression is diagnosed with the following symptoms:
Feeling exhausted or loss of energy almost every day.
Feeling worthless or guilty almost every day
Concentration deterioration and instability
Insomnia (inability to sleep) or hypersomnia (excessive sleep)
Loss of interest in almost all activities or no enjoyment of them (this symptom, also called anhedonia, is more determinant in pointing out major depression than other symptoms).
Inability to rest or move slowly, think slowly
Continuous thoughts of death and suicide
Significant weight loss or weight gain (5% of total body mass)
Are women more susceptible to major depression?
The risk of women suffering from major depression is almost twice that of men. Hormonal changes in adolescence, menstrual period, pregnancy, miscarriage and menopause may increase the risk of major depression.
What are the Major Depression Signs in Men?
Depression in men is significantly less recorded. Men suffering from major depression seek much less help. They may not even mention this to the people around them.
Signs of depression in men can be quick anger, general irritability, drug or alcohol addiction (the use of these substances may be the result of depression as well as cause depression). Suppressing their emotions can cause violent behavior towards themselves or others. Also, the disease can result in suicide and even manslaughter.
Doğum Yardımı Nasıl Alınır, Kimler Doğum Yardımı Alabilir
Yasalaşarak yürürlüğe giren Aile Paketi'nin en önemli maddelerinden birisi de doğum yardımı. Peki, doğum yardımı nedir? Kimler, nasıl yararlanacak? Meydan Yazarı Dr. Mehmet Bulut yazdı...
Doğum yardımı hem memurlar hem de işçiler için farklı şekilde uygulanmakta iken yürürlüğe giren Aile Paketi ile uygulamada birliktelik sağlandı. Artık devlet, işçi-memur ayrımı olmaksızın herkese doğum yardımı yapacak.
Ancak uygulanacak paketin yürürlük tarihi ve tutarları açısından bazı soru işaretleri mevcut.
Ayrıca başta belirtelim ki Devletin asli görevi, ailelere doğum başına para vermekten öte dünyaya getirdikleri çocuklara güzel bir gelecek sağlamaktır. Bunun için de hem kişi başına milli gelirin artırılması hem de yaşanabilir bir ortam sağlanması gerekmekte. Ama ne yazık ki şu an itibariyle bu imkânların çok gerisindeyiz.
Bugün sizin doğum yardımından faydalanacaklar, şartları, tutarı, çocuk sayısı, kârda veya zararda olanlar hakkında kafanızdaki soruları gidermeye çalışacağım.
Doğum Yardımından Kimler Yararlanacak?
Öncelikle doğum yardımından tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları yararlanabilecek. Bunun yanı sıra doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve bunların üçüncü dereceye kadar olan altsoyları da doğum yardımından yararlanmak için başvuruda bulunabilecekler.
Yani ülkemizde yaşayıp Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan yabancı çiftlerin doğum yardımından yararlanması söz konusu değil.
Peki, çiftlerden birisi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, birisi yabancıysa ne olacak?
Bu durumda da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan anne veya babaya doğum yardımı yapılacak.
Şayet hem anne hem de baba Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise doğum yardımı sadece anneye yapılacak. Yani gerçekleşen doğum nedeniyle hem anneye hem babaya ayrı ayrı doğum yardımı yapılmayacak.
Ayrıca doğum yardımında Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK'ya) kayıtlı olma gibi bir şart yok. Doğum yardımı ödenmesinde Kimlik Paylaşımı Sistemi'nde yer alan nüfus kayıtları esas alınacak.
Doğum Yardımının Tutarı Ne Kadar?
Öncelikle belirtelim ki doğum yardımından faydalanılabilmesi için doğumun sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi gerekiyor. Yani çocuğun canlı olarak dünyaya gelmesi şart. Şayet düşük nedeniyle doğum gerçekleşmemişse doğum yardımı alınamayacak. Buna karşın çocuk sağ olarak doğmuş ancak kısa süre sonra hayatını kaybetmişse yine de doğum yardımı alınabilecek. Umarım bu ihtimal kimsenin başına gelmez ve herkes çocuğunu sağlıklı bir şekilde kucağına alır.
Bu şekilde canlı doğan birinci çocuk için 300 TL, ikinci çocuk için 400 TL, üçüncü ve sonraki çocukları için 600 TL doğum yardımı yapılacak.
Bu tutarları artırmaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Maliye Bakanlığı müştereken yetkili. Yani bahsedilen tutarların ilerleyen dönemlerde artması da mümkün. Zaten söz konusu tutarlar Avrupa Birliği ülkeleri ile kıyaslandığında oldukça düşük kalmakta.
Doğum Yardımında Kim Kârda Kim Zararda?
Doğum yardımı daha önceden memurlara 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre yapılmaktaydı. Ancak Aile Paketiyle 657 sayılı kanundaki doğum yardımı da yürürlükten kaldırıldı.
Eski düzenlemeye göre devlet memurlarına 2015 yılı için doğum yardımı olarak 198,27 TL ödeniyordu. Ayrıca doğum yardımı çocuk sayısına göre değişmiyordu. Yeni düzenlemeye göre, doğacak birinci çocuk için 300 TL, ikinci çocuk için 400 TL, üçüncü ve daha sonraki çocuklar için ise 600 TL doğum yardımı ödenecek. Bu durumunda memurlar için, doğum yardımı; birinci çocuk için 101,83 TL, ikinci çocuk için 201,83 TL ve sonraki her çocuk için 401,83 TL daha fazla yapılmış olacak.
Kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen işçilerden, kapsamında bulundukları bireysel iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesi hükümlerine göre doğum nedeniyle işçiye bir ödeme yapılması kararlaştırılmışsa ve kararlaştırılan tutar Aile Paketindeki tutarlardan az ise aradaki fark kendilerine ödenecek.
Özel sektörde çalışanların durumu ise farklı. Özel sektördeki bir işçi doğum yaptığında patronu iş sözleşmesine dayanarak doğum yardımı yapabiliyordu. Bundan sonra patronlar nasıl olsa devlet yardımda bulunuyor diyerek doğum yardımı yapmama yolunu seçebilirler.
15 Mayıs'tan Önce Doğum Yapmayın
Doğum yardımında önemli bir nokta bulunmakta. Aile Paketinde yer alan doğum yardımı yasalaşmasına karşın şu an uygulanmıyor. Sebebi ise garip bir karar ile yürürlük tarihinin 15 Mayıs 2015 olarak belirlenmesi. Dolayısıyla 14 Mayıs ve öncesinde doğum yapacaklar ne yazık ki doğum yardımı alamayacak. O yüzden imkanınız varsa doğum tarihinizi buna göre belirleyin…
Uygulamaya ilişkin detaylı bilgi almak isteyenler, ücretsiz hizmet sunan “Alo 144 Sosyal Yardım Hattı”nı arayabilir veya aile ve sosyal politikalar il müdürlüklerine başvurabilir.
MeydanGazetesi.com.tr
Tansu Çiller hastaneye kaldırıldı.
Edinilen bilgiye göre, Tansu Çiller bir kaza sonucu ayak bileğinde parçalı kırık olduğu için yanında oğluyla birlikte Adnan Menderes Havalimanı'ndan kalkan tarifeli uçakla İstanbul'a getirildi. Atatürk Havalimanı'nda Sabah saatlerinde aprondan alınan Tansu Çiller, bir ambulansla Acıbadem Maslak Hastanesi'ne götürüldü.
Tansu Çiller’in bir kaza sonucu ayak bileği kırılınca İzmir’den uçakla İstanbul’a getirildi ve ambulansla hastaneye kaldırıldı.Edinilen bilgiye göre, Tansu Çiller bir kaza sonucu ayak bileğinde parçalı kırık olduğu için yanında oğluyla birlikte Adnan Menderes Havalimanı'ndan kalkan tarifeli uçakla İstanbul’a getirildi. Atatürk Havalimanı'nda sabah saatlerinde aprondan alınan Tansu Çiller, bir ambulansla Acıbadem Maslak Hastanesi'ne götürüldü.
Tansu Çiller, 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda en yüksek oyu alarak genel başkan seçilmiş ve Türkiye'nin ilk bayan başbakanı olmuştur.
Tansu Çiller Kimdir?
1946 yılında İstanbul'da doğdu. Robert Kolej mezunu olan Tansu Çiller, Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü'nü bitirdi. Doktorasını Connecticut Üniversitesi'nde verdi. 1978 yılında doçent, 1983 yılında profesör oldu.
Çiller, 1990 yılı kasım ayında Doğru Yol Partisi'nden politikaya atıldı. 1991 yılı seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili seçildi. Sosyal Demokrat Halkçı Parti ile kurulan ve Süleyman Demirel'in başbakanlığındaki koalisyon hükümetinde ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak görev aldı.
Demirel'in Cumhurbaşkanı seçilerek Başbakanlık görevini bırakmasından sonra DYP genel başkanlığına aday oldu. 13 Haziran 1993 tarihli DYP olağanüstü genel kurulunda İsmet Sezgin ile Köksal Toptan'ı geride bırakarak Genel Başkan seçildi ve Türkiye'nin ilk bayan Başbakanı oldu. 5 Nisan kararlarıyla Türk ekonomisinde bir döneme imza attı.
Türkiyede Tam etkili antibiyotik artık yok
Tam etkili antibiyotik artık yok
Sağlık Bakanlığı Hastane Enfeksiyonları Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi ve İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Öztürk, mikroorganizmaların hastalık yapmaya devam ettiğini ancak tedavi edecek tam etkili antibiyotiğin artık kalmadığını söyledi.
Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (EKMUD) tarafından düzenlenen 5. Türkiye EKMUD Kongresi'ne katılan Öztürk, gazetecilere yaptığı açıklamada, antibiyotiklerin hem tıp hem de veterinerlik ve özellikle çiftliklerde tavuklar için büyüme faktörü olarak yaygın şekilde kullanıldığını belirtti.
Bu durumun antibiyotiklere karşı hem toplumdan hem de hastaneden kazanılan enfeksiyonlarda çok ciddi direnç artışına neden olduğunu dile getiren Öztürk, "Antibiyotik ne kadar çok kullanılırsa o kadar çok direnç gelişiyor, antibiyotiğin etkisi azalıyor" dedi.
Dünya Sağlık Örgütü'nün üye ülkelerdeki antibiyotik kullanımı ve direncine ilişkin verilere dayanarak "Küresel Direnç Felaketi" adıyla bir rapor hazırladığını anlatan Öztürk, antibiyotiklerin etkisini giderek kaybettiğini ve hatta antibiyotiklere karşı oluşan direnç nedeniyle ilaç firmalarının bu konuda Ar-Ge çalışmalarını azalttığını kaydetti.
Artık antibiyotik çağı sonrası bir dönemin başladığına işaret eden Prof. Dr. Öztürk, "Antibiyotikleri kaybediyoruz. Mikroorganizmalar hastalık yapmaya devam ediyor ama elimizde etkili çok az antibiyotik kaldı. Tam etkili antibiyotik artık yok" diye konuştu.
Artık antibiyotik bazı hastalıkları tedavi etmiyor
Prof. Dr. Recep Öztürk, antibiyotiklere karşı direnç oluşmasında en önemli etkenin gereksiz yere kullanım olduğuna dikkati çekti. Antibiyotiklere ihtiyaç duyulmayan hastalıklarda da antibiyotik tedavisinin uygulandığını dile getiren Öztürk, çocuklarda boğaz iltihabının yüzde 35'i, erişkinlerde ise yüzde 15'inin antibiyotik tedavisine gereksinim duyduğunu ifade etti.
Zaman zaman hekim antibiyotik yazmasa bile hastanın baskıcı bir tavır üstlendiğini ifade eden Öztürk, antibiyotiklere karşı hem hekimin hem de hastaların bilinçli yaklaşması gerektiğini belirtti.
Öztürk, antibiyotiklerin etkisini yitirmesi nedeniyle bazı hastalıkların tedavi edilemez konuma geldiğini kaydetti. Daha fazla harcama yaparak antibiyotikleri birleştirmek zorunda kaldıklarını ve bu durumun da hastalara zarar verdiğini öne süren Öztürk, gereksiz antibiyotik kullanımını engellemek için toplumun bilinçlendirilmesi ve eczanelerde reçetesiz antibiyotik satışının yapılmaması gerektiğini vurguladı.
Zencefil'in faydaları nelerdir.
Birlikte göz atalım…
Tıpkı bir ilaç gibi diş ağrısı, migren, adet sancısı gibi ağrılarda kullanabileceğiniz anti-inflamatuar özelliğe sahiptir.
Her türlü ağrıyı azaltmaya yardımcı olabilir. Eğer kendinizi kötü hissederseniz, taze zencefil suyu veya çayı içmeyi deneyin.
Yüzyıllardır bilinen en temel özelliği antioksidan oluşudur. Vücuttaki yabancı maddeleri, toksinleri atmak için en güçlü yardımcınızdır.
Grip, soğuk algınlığı gibi durumlarda size destek verir. Kısa sürede ayağa kalkmanızı sağlar.
Bunun için limon ve balla karıştırdığınız sıcak suya birkaç dilim zencefil atın ve demleyerek için.
Devlet Hastanesinde çatlak var.
Çanakkale'nin Gökçeada İlçesi açıklarında meydana gelen deprem nedeniyle Yenice İlçesi Devlet Hastanesi'nde de çatlaklar oluştu. Binanın tehlike arzetmesi nedeniyle hastaların tahliyesine başlandı.
Çanakkale'den Ulusal Medikal Kurtarma (UMKE) ekiplerinin sahra hastanesi kurmak üzere Yenice'ye hareket ettiği bildirildi. İlçede, biri ana çadır olmak üzere iki çadırdan oluşan sahra hastanesi kurulacağı öğrenildi.
Ana rahminin içi bakteri dolu.
Amerikalı bilim insanları, plasentadaki bakterilerin büyük bölümünün, herkeste rastlanan “iyi mikropların” oluşturduğunu belirledi. Plasentada söz konusu mikrobiyal koloni yapılanmasının, erken doğum üzerinde rol oynadığı bildirildi. Houston’da Baylor Tıp Fakültesi’nde görevli doktor Kjersti Aagaard, araştırmanın, hamilelik ve erken yaşamın, tamamen steril durumlar olarak düşünülmemesi gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi. Aagaard’ın, araştırma çerçevesinde, bağışlanan 320 plasentayı incelediği belirtildi.
Aagaard, plasentanın mikroplarla beraber hareket etmediğini, sadece düşük seviyede mikrobu barındırdığını vurgulayarak, bunlar arasında sağlıklı kişilerin bağırsaklarında yaşayan E. koli türlerinin yer aldığını söyledi. Erken doğum yapan kadınlardan alınan 89 plasentada, açıkça yararlı olduğu bilinen bazı bakterilerin seviyelerinin önemli ölçüde düşük olduğuna dikkati çeken Aagaard, plasental mikrobiyomun, en çok ağızda sıkça rastlanan bakterilere benzediğinin keşfedilmesi karşısında şaşırdığını söyledi.
Tekmeci Yusuf'a rapor veren doktor kendini savundu.
Hürriyet Gazetesi'nin haberine göre “3 günden beri sahtekâr, diplomasının hakkını vermeyen, yüzsüz, soysuz, TV ekranlarında resmi çıkan ve 6 yaşındaki çocuğu tarafından ‘Baba sen sahteci misin’ diye çağrılan birisiyim” diyen Gökhan’ın mesajı özetle şöyle:
BAŞBAKANLIK HASTASI
- “Yazıya başlamadan Soma’da hayatını kaybeden tüm işçi kardeşlerimize Allah’tan rahmet ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Bu durumlara söz konusu olan raporun verilme hikâyesini paylaşmak istiyorum. 14 Mayıs 2014’te arandım ve hastaneye Başbakanlık’tan bir hastanın geleceği ve hastanede veya yakınlarda isem tarafımdan hastanın değerlendirilip değerlendirilemeyeceği soruldu. Ben de 5 dakikalık mesafede olduğumu ve hastaya bakabileceğimi ilettim. Hastaneye geldiğimde hasta o günün acil tıp uzmanı tarafından görülmüş, o esnada acilde bulunan ortopedi asistanı tarafından ve bizim asistanımız tarafından da değerlendirilmişti. Hastanın ne olduğunu sorduğumda arkadaşlarımdan yaşanan bir arbede sonrasında hastanın kliniğimize başvurduğunu öğrendim ancak olayın oluş biçimini sorma ihtiyacı bile hissetmedim.
- Hasta arkadaşlarımız tarafından grafi çekimine gönderilmişti. Hastayı grafi çekimindeyken gördüm ve grafi çekildikten sonra muayene ettim. Hastanın özellikle sağ alt ekstremitesinde hareketle ağrı ve hassasiyet mevcuttu. Aynı zamanda sağ dizde ve tibiada (ki bunu da rapora yazmayı unutmuşum) yumuşak doku şişliği vardı. Bu arada ben gelmeden önce hastayı muayene eden arkadaşlarımız hastanın muayene formunu zaten doldurmuştu ve muayene bulguları da benim fizik muayene bulgularım ile aynı idi. Hastayı odama aldım ve 5 veya 7 gün bacağına yük bindirmemesini, istirahat raporu yazabileceğimi ifade ettim ve yazdım. Bu arada hastanın hastanemize girişi benim adıma değildi, hastaya raporu ben yazdığım için girişi kendi adıma çevirttim.
- 3 gün öncesine kadar meslek hayatı boyunca toplumsal hiçbir olayda herhangi bir otoritenin yanında yer almamış olan, yaralanan göstericiye de, polise de, katile de, hırsıza da eşit mesafede durarak mesleğinin gereklerini yerine getiren bir acil tıp uzmanıyım. Nasıl çalıştığımı benim anlatmama gerek yok, merak eden daha önce çalıştığım yerlerden sorabilir.
MESLEKTAŞLARIM ÜZDÜ
Beni asıl üzen şarkıcı/ sanatçı vs. kişilerin attıkları tweet’ler veya mesajlar olmadı. Birçok meslektaşımın, tıp fakültesi öğrencilerinin dahi eşime, aileme, bana yaptığı hakaretler oldu.”
Yorgunluk ile başa çıkmanın yöntemleri.
Oysaki kolayca uygulanabilecek sağlıklı beslenme programı ve yaşam tarzınızda yapacağınız küçük değişikliklerle yorgunluğunuzu üzerinizden atmanız mümkün.
Memorial Şişli Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Yeşim Çelik, kadınların kabusu olan kronik yorgunluktan korunma yolları hakkında şu bilgileri veriyor.
Yeterli ve dengeli beslenme yorgunluğunuzu alır
Kansızlık, enfeksiyonlar, karaciğer, kalp ve böbrek yetmezlikleri, vitamin ve mineral eksiklikleri, metabolik bozukluklar (hipoglisemi), hormonal problemler (hipotiroidi, böbrek üstü bezi yetmezliği), kanser gibi ciddi sağlık sorunlarında yorgunluk bazen ilk işarettir.
Yorgunluk, tekrarlayan ve uzun süren stresin, uyku problemlerinin, depresyon ve diğer bazı psikolojik sorunların sonucunda da oluşabilir. Alkol ve sigara kullanımı, yorgunluktan korunmak için kullanılan uyarıcılar ve bazı ilaçlar ve daha da önemlisi beslenme yanlışları yorgunluğun başlıca nedenlerindendir.
Yeterli ve dengeli beslenme, yorgunluğu önlemenin en önemli yollarından birisidir. Öğünlerinizde dikkat edeceğiniz birkaç küçük kural kendinizi zinde hissetmenizi sağlayacaktır.
Yumurta ve kırmızı et demir eksikliği kaynaklı yorgunluğu önler
Yorgunluğun temel nedeni demir eksikliğine bağlı kansızlıktır. Kadınlarda daha sık gözlenen kansızlığı önlemek için haftanın belirli günlerinde demir içeriği yüksek olan yumurta tüketilmelidir.
Haftada 2-3 kez kırmızı etin yanında mutlaka demirin vücut tarafından kullanımını artıran C vitamini içeren sebze ve meyvelerin tüketilmesine özen gösterilmelidir.
Çok koyu çay ve kahve tüketimi demir emilimini azalttığı için yemekten hemen sonra tüketilmesi önerilmez. Kuru meyvelerin demir içeriği yüksektir. Ara öğünlerde kan şekerinin dengelemesi açısından tüketilmesi önemlidir.
Tekmeci müşavire raporu hangi doktor vermiş!
Soma'da yere düşen bir kişiye tekme atarken görüntülenen ve 7 günlük iş göremez raporu alan Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in sağlık raporuna ulaşıldı.
Sağlık raporuna göre Yerkel, tekme attığı gün olan 14 Mayıs'ta saat 20.00'da sağ dizde şişlik ve ağrı şikayetiyle Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne gelerek, Doktor Servan Gökhan'a muayene oldu.
Yerkel, muayenede sağ dizindeki ağrı ve şişliğin düşme nedeniyle oluştuğunu söyledi. Sağ dizinin filmi çekildikten sonra Yerkel'e yedi gün iş göremezlik raporu verildi.
Yerkel'e şu tanı konuldu:
"Sağ dizde yaklaşık 10X10 cm ödem (sislik), ekimoz (kızarıklık) ve yumuşak doku şişliği, sol omuz ve göğüs ön yüzde ekimoz ve yumuşak doku şişliği mevcuttur. Extremite (kol ve bacak) hareketlerinde hassasiyet ve yürümede güçlük mevcut olup hastada yaygın yumuşak doku travmasi mevcuttur. Hastaya 7 gün iş göremezlik raporu verilmişti.
Şimdi dondurma zamanı.
Çünkü;
• Kaliteli protein kaynağıdır.
• A vitamini açısından zengindir.
• Riboflavin vitamini açısından zengindir.
• Kalsiyum ve fosfor minerallerini yüksek oranda içerir.
• Az miktarda D vitamini içerir.
• Birçok tatlıya nazaran kalori içeriği daha düşüktür.
ÇOCUĞUNUZ SÜT SEVMİYORSA...
Büyüme ve gelişme çağında protein, kalsiyum ve fosfor kemik ve kas gelişimi açısından elzemdir. Dondurma, içeriği ile bu gereksinmenin karşılanmasında yardımcı olur. Özellikle süt tüketmeyi sevmeyen çocuklarda süt yerine tüketilmesi günlük besinsel ihtiyaçların karşılanmasına yardımcı olur.
GEBELİKTEKİ KALSİYUM İHTİYACI İÇİN...
Gebelik döneminde; anne adayının kaliteli protein ve kalsiyum ihtiyacı artar. Anne bu gereksinmesini karşılayamazsa, bebek annenin depolarını kullanır ve doğum sonrası anne de kemik erimesi gibi sorunlar çıkmasına neden olabilir. Bu nedenle gebelerin günlük 600 ml (3 bardak) süt ve süt ürünleri tüketmesi gerekir. Bu gereksinmenin bir kısmı dondurma ile karşılanabilir.
YAŞLILAR DA TÜKETEBİLİR
Kilo almakta güçlük çeken, çiğneme ve yutma güçlüğü olan yaşlılarda günlük kalsiyum ihtiyacının karşılanması açısından önemli bir kaynak olarak kullanılabilir.
KEMOTERAPİ ALAN KANSER HASTALARI
Kemoterapi alan hastalarda, kimi zaman kemoterapi tedavisinden hemen sonra yanma hissi ve iştahsızlık gözlenebilir. Buna paralel bulantı ve kusma şikâyetleri baş gösterebilir. Bu tür hastalarda, dondurmanın genellikle kolay tüketildiği ve bulantıya sebep olmadığı gözlenmiştir.
Zayıflamak isteyen kişi dondurma tüketebilir mi?
Günlük beslenme programından 1 bardak süt ve 1 dilim ekmek eksilten kişi, diyet yaparken de günde 2 top dondurmayı ara öğün olarak tercih edebilir.
Şeker Hastaları dondurma tüketebilir mi?
Kan şekeri düzeyi kontrol altına alınmış ve obez olmayan şeker hastaları; diyetisyenlerinin önerisi doğrultusunda haftada 1-2 defa 1 top sade veya meyveli dondurma tüketebilir. Piyasada bulunan tatlandırıcı ile hazırlanmış şeker içermeyen dondurmalar da günde 1-2 top ara öğün yerine tercih edilebilir.
BUNLARA DİKKAT!
• Gerçek sütten yapılmış dondurmalar tercih edilmelidir.
• Süt kreması veya kaymaktan yapılan dondurmalar, daha nadir tercih edilmelidir.
• Dondurma; süt ürünü olduğundan ötürü uygun koşullarda saklanmadığında zehirlenme riski yaratabilir. Bu nedenle; soğuk ve karanlık ortamda saklanmalıdır.
• Erimiş, eridikten sonra yeniden donmuş dondurmalar kesinlikle tüketilmemelidir.
• Paket dondurmalarda, üretim izni ve son kullanma tarihi kontrol edilmeden tüketilmemelidir.
Türk kahvesi hakkında bilinmeyenler ve faydaları.
Bugün sizlere Türk Kültürünün vazgeçilmez bir zevki ve ağız tadı olan kahve hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Kahve nedir? Zararlı mı? Yararı var mı? Bu konular üzerinde duracağız.
Önce kahveyi bir tanıyalım. Kahve; kökboyasıgiller (rubiaceae) familyasından kahve (coffea) cinsinde bir ağaçtır. Kahve ağacı ilk olarak Habeşistan’ın Kaffa yöresinde bulunmuştur. Kaffa yöresinin Arapçadaki karşılığı “gahvah”dır. Hatta Araplar bugünkü anlamda kahveyi bilmedikleri dönemde “gahvah” sözcüğü keyif veren içki (şarap) anlamında kullanılmaktaydı. “Gahvah” kelimesi 14. Yüzyıldan itibaren bugünkü anlamını kazanmaya başlamıştır. Bu sözcük Türkçe söyleyişte “kahve kelimesine dönüşmüştür. Türkçe’den de Avrupa dillerine geçerken “café, caffe, koffie, coffee, koffie, Kaffee” şeklinde bir dönüşüm göstermiştir.
Kahvenin vatanı Afrika olmasına rağmen bugün Asya ve Amerika’nın tropik bölgelerinde de yetişmektedir. Kahvenin ağaç olarak 20 kadar çeşidi vardır. Fakat en çok bilineni Arabistan kahvesidir. Arabistan kahvesi 8-7 metre kadar uzayabilen bir ağaçtır. Yaprakları sivri uçlu ve kenarları dalgalıdır. Çiçekleri beyaz ve hoş kokuludur. Kiraza benzeyen bir meyvesi vardır. Meyvesinin içinde iki çekirdek olur. Bu çekirdeklerin her birinde tohum vardır. Bu tohumlarda kafein alkoloidleri vardır. İşte bizim kavurup öğütüp pişirdiğimiz kahve budur.kahve 300x294 Kahve ve Sağlığımız
Kahvenin Faydaları:
Kahvenin içinde bulunan kafein maddesi insan vücuduna alınınca vücutta birtakım tepkimeler oluşturur. Bu tepkimelerden en önemlisi damarları açarak kan dolaşımını hızlandırmasıdır. Bu yüzden kan dolaşımı sorunu olanlar için kesinlikle çok faydalıdır. Öncelikle düşük tansiyon hastalarında tansiyonu belirli bir düzeyde tuttuğu bilinen bir gerçektir. Kan dolaşımından kaynaklı ağrılara da iyi geldiği söylenir. Kahve bu özelliğiyle iyi bir dinlendiricidir.
Yaptığım araştırma sonucuna göre kahvenin diğer faydalarını kısa kısa özetleyeyim.
Karaciğer: Düzenli kahve içenlerin siroz gibi karaciğer rahatsızlığı şikayetlerinin daha az olduğu ifade ediliyor.
Safra Taşları: Düzenli kahve içenlerin % 25 daha aza safra taşlarından şikayet ettiği biliniyor.
Kanser: Kahve antioksidanlar içerdiği için kansere yol açan hücrelerin çoğalmasına engelleyici rol oynuyor.
Cilt: Kahvenin selülite karşı faydası olduğu yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir.
Beyin uyarımı: Sabahları kahve ve süt birlikte tüketildiğinden öğrencilerin sabahki derslerinde daha başarılı olduğu görülüyor.
Şeker hastalığı: Kahvenin şeker hastalığında faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu tartışma konusu. Bu konuda tıbbi araştırmaların takip edilmesi faydalı olur düşüncesindeyim.
Mide: Kahve sindirimi kolaylaştırıcı özelliğiyle kesinlikle faydalıdır.
Bunlardan başka sarhoşluklarda çabuk ayılma sağladığı, astım ve nefes darlığına iyi geldiği, öksürüğü kestiği, depresyona iyi geldiği, idrar söktürdüğü için böbrekler için faydalı olduğu söylenebilir.
kavrulmuş kahve1 300x187 Kahve ve Sağlığımız
Kahvenin Zararları:
Bence kahvenin öyle aman aman bir zararı yoktur. Tabii aşırı tüketilmediği sürece. Bir de insanın ruh ve fiziki yapısı da kahvenin fayda ya da zararını tetikleyici bir rol oynadığını unutmamalıyız.
Kahvenin zararlarını da kısa kısa ele alalım.
Doğurganlık: Kafeinin doğurganlığı olumsuz etkilediği biliniyor. Bu yüzden çocuk yapmayı planlayan aileler bu dönemlerinde kahve konusuna biraz dikkat etmeliler.
Hamilelik: Anne karnındaki bebeğe kafeinin zararları biliniyor. Bu sebeple hamile anneler kahve konusuna çok dikkat etmeli.
Su, vitamin ve mineral kaybı: Kahvenin idrar söktürücü olduğunu söylemiştik. Kahveyle birlikte su tüketimini arttırmalıyız. Kafeinin bazı besinlerin emilimini engellediği söyleniyor. Bu yönüyle beslenmemize de dikkat etmek gerekiyor.
Migren: Kahvenin migreni tetiklediği ileri sürülüyor.
Ülser: Mide ülseri olanlar daha dikkatli kahve tüketmeli. Çünkü midenin asit salgılamasını uyarıyor.
Tansiyon: Düşük tansiyonu olanlara iyi gelen kahve yüksek tansiyon hastaları için sakıncalı. Çünkü kan dolaşımını hızlandırdığı için kan basıncı da yükseliyor. Bu da tansiyonun yükselmesine sebep oluyor.
Kahvenin bu zararları dışında; sürekli kullanıldığında alışkanlık yapması, hassas olan kişilerde uykusuzluk yapması, asabi kişilerde sinir bozukluğuna yol açması, kabızlık yapma ihtimalinin olması zarar hanesine eklenebilir.
Son sözüm; düzenli ve kararında kullanıldığı sürece faydalarının zararlarından önde olduğudur.
Bardakta Mısır sevenler hijyen'e DİKKAT!
İmrek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hijyen Konseyinin, hijyen konusunda özgün çalışmalar gerçekleştirecek bir çatı yapılanması olduğunu söyledi.
Konseyin, hiçbir yere ve makama bağlı olmadığını belirten İmrek, 1 Şubat'ta faaliyetine başlayan kuruluşta, gıda mühendisleri, veteriner hekimler, hukukçular, sağlıkçılar ile gıda ve tüketici derneklerinin yer aldığını kaydetti.
Konsey olarak bardakta mısır satışlarına dikkati çekmek istediklerini vurgulayan İmrek, seyyar arabalarda veya dükkanlarda satılan bu mısırların, sağlıklı olup olmadığı ile besleyiciliğinin tartışılmasının yanı sıra hijyen kurallarına uygun hazırlanıp satıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığını anlattı.
Cadde, sokak veya alışveriş merkezlerinde açık ortamlarda duran karton bardağın içine, yine kapalı ortamda saklanmayan karıştırma kabı içinde kaynatılıp ılıtılmış, çeşitli sos ve baharatlarla tatlandırılmış mısırın konulduğunu anlatan İmrek, şöyle devam etti:
"Bardakta mısır satanların kullandığı karıştırma kabı, bir sonraki kullanım için yıkanmadan ve dezenfekte edilmeden açıkta muhafaza ediliyor. Daha sonra açık ortamda her türlü zararlı bakterilere maruz olan bu kap, bir başka kullanım için yeniden kullanılarak tüketicilere bardak bardak mikroplu mısır olarak servis ediliyor.
Ülkemizdeki mevzuata göre mısırların içine konulduğu bardakların da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından izinli, ruhsat almış işletmelerce üretilmesi gerektiği halde hiçbir kurala uyulmadan açıkta satılan bu ürünleri tüketen çocukların ve gençlerin sağlığı tehdit altındadır."
"Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır"
Dünyadaki üretimin neredeyse tamamına yakını genetiği değiştirilmiş organizmalı olan mısırın, çok çabuk mikroorganizma üreyebilecek karakterde olduğunu ileri süren İmrek, "Özensiz tüketilmesi sağlıklı olmadığı gibi her türlü hastalık yapıcı mikroplara açık ortamlarda işyerinin ve personelinin, Gıda Hijyen Sertifikası olmadan satışına izin verilmesi de halk sağlığı için sakıncalıdır" ifadesini kullandı.
Gıda satışı yapan iş yerleri ve personelinin "Hijyen Eğitimi Yönetmeliği" gereğince sertifikalandırılmasının zorunluluğuna dikkati çeken İmrek, sertifikası olmadığı halde faaliyette bulunanların, Umumi Hıfzıssıhha
Kanununun 282'nci maddesi gereğince 250 lira ila bin lira arasında idari para cezası ile cezalandırıldığını belirtti.
Bardak mısırın 72-75 derece sıcaklıkta pişirilip tüketim için 30-35 derece sıcaklığında tutulduğundan, mikroorganizmaların çoğalmaya başlayacağını dile getiren İmrek, şunları kaydetti:
"Bekleme süresi uzadığında risk daha da artmaktadır. Güvenli tüketim için pişmiş besinler, ısılarını kaybetmeye başlamadan hemen yenmesi gerektiğinden bardakta mısır için bu kurala uyulmamaktadır.
Haşlanmış mısırın pişim aşamasından sonra hemen tüketilmesi gerekir ancak bu satışlarda gün boyu tüketim için sıcak tutulduğundan mikropların barınabildiği ve hızla arttığı şartlar oluşmakta, ısıya bağlı olarak çoğalan ve bulaşan mikropların sebep olduğu bağırsak enfeksiyonları, ishal, gıda zehirlenmeleri, tifo, viral hepatit A, malta humması gibi hastalıklar ortaya çıkabilmektedir."
İmrek, Hijyen Konseyi olarak bunun takipçisi olduklarını ifade ederek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile ilgili diğer kamu kurumlarının ortak denetimler yaparak hijyen kurallarına uygun şartları taşımayan bu gibi satıcıların yasada belirtilen niteliklere uygun hale getirmeleri için yasal işlem başlatmasını istedi.
Mehmet İmrek, önlem alınmaması durumunda mevzuata uygun olmayan yerlerin kapatılması için dava açacaklarını sözlerine ekledi.






















